AİLENİZİ,

KOMŞULARINIZI,

KENDİNİZİ TANITICI

YAZILARINIZI BEKLİYORUZ...

Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

 

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Meteo

 İstanbul
 27°C

İstatistikler

Bugün74
Dün273
Tüm Hafta602
Aylık1873
Toplam216129
powered_by.png, 1 kB

Anasayfa
Dogan sehirliler dernegi
Ankara'da Doğanşehir tanıtılacak
Üye Değerlendirme: / 0
Yazar atilla   
Salı, 07 Eylül 2010

malatya_tanitim.jpg
 

Ankara'da 7-10 Ekim tarihleri arasında Malatya Günleri düzenleneceği bildirildi.

Vali Ulvi Saran, Valilik Salonu'nda yaptığı basın açıklamasında Malatya Günleri hakkında bilgi aktardı.
Malatya Günleri düzenlemekteki amaçlarının şehrin fark edilen özelliklerini ön plana çıkarmak olduğuna dikkat çeken Vali Saran, "Malatya yaşanabilirlik açısından 41.sırada iken 28.sıraya yükseldi. Hedefimiz, bunu daha yüksek sıralara taşımaktır" ifadelerini kullandı.
Vali Saran, "7-10 Ekim 2010 tarihleri arasında, Valiliğimiz sorumluluğunda, Ankara Atatürk Kültür Merkezi'nde "Malatya Günleri" düzenlenecektir. Bu proje ile İlimizin tarihi, coğrafi, kültürel ve ekonomik değerlerinin ulusal ve uluslararası alanda tüm yönleriyle tanıtımının sağlanması amaçlanmaktadır.

Tanıtım organizasyonları ve buralarda gerçekleştirilen aktiviteler öncelikli olarak haber niteliği taşımakta ve medya kuruluşlarının ilgisini çekmektedir. Bu sayede çok sayıda basın-yayın kuruluşu etkinlikler süresince dikkatini etkinlik alanında yoğunlaştırmakta ve yayınlarında tanıtım günleri ile ilgili haberlere yer vermektedirler. Katılımcı firmalar, standlarında başarılı gösterimler, ilgi çekici tanıtım aktiviteleri gerçekleştirdikleri taktirde medyada haber olarak yer alma ve bu şekilde de tanıtım yapma fırsatına sahip olmaktadır. Tarihi, turistik ve ekonomik değerler iyi bir şekilde sergilendiği takdirde bu tür etkinliklerden, çok kısa sürede, çok yönlü bir geri dönüşüm sağlanmaktadır" şeklinde konuştu.

"Bölgesinde önemli bir kültür, finans ve ticaret merkezi olan Malatya, bu özelliklerini her gün biraz daha geliştirmektedir. "Malatya Günleri" ile Malatya içinde ve dışında faaliyette bulunan işadamlarımızın sahip olduğu önemli marka ve ticari ürünler ile tarihi, coğrafi ve kültürel değerlerimizin çok geniş bir katılımcı kitlesine ulaştırılması hedeflenmektedir" diyen Vali Saran, açıklamasını şöyle tamamladı:

"Atatürk Kültür Merkezi alanında 5 bin metrekarelik kapalı alana sahip röder çadır içerisine kurulacak olan stantlarda yer alacak çeşitli sektörlerden firmalarımız hem ürünlerinin satış ve tanıtımını yapacak hem de ilimizin çok yönlü olarak ulusal ve uluslararası düzeyde bilinmesine katkı sağlayacaklardır. Dört gün sürecek olan tanıtım günlerinde her akşam farklı bir sanatsal etkinliğe (konser, halk oyunları gösterisi, yöresel oyunlar vb.) yer verilecek, ilimiz değerlerinin tanıtımına yönelik konferans
ve seminerler düzenlenecektir. Etkinliklere Ankara protokolünün yanı sıra büyükelçilik ve konsolosluklar da davet edilecektir.

Valiliğimizin çatısı altında tüm kamu, özel ve sivil toplum kuruluşlarımızın katılımıyla oluşturulmuş olan bu organizasyona tüm halkımızın destek ve katkılarını bekliyoruz."

07 Eylül 2010 Salı - İhlas Haber Ajansı

Bu haber için yorum yazılmamış
 
Kaymakamımız Hızlı Başladı
Üye Değerlendirme: / 1
Yazar atilla   
Çarşamba, 01 Eylül 2010

ImageDoğanşehir'e geldiği ilk günden beri iftar çadırında halkla iftar açan kaymakam Barbaros Baran, sırasıyla her gün bir köyde iftar ediyor, ihtiyaç sahiplerine çeşitli yiyecek giyecek paketinden oluşan paketler bırakıyor

 

Resmi kurum müdürlerini de yanına alan Baran eksiklikleri yerinde görüyor gerekli notlarını alıyor. Köylüleri bir araya toplayarak sorunlarını dinleyen Baran'ın bu hareketinden köylüler memnun.

 

Altıntop köyünde iftarda vatandaşlarla bir araya gelerek, sorunları dinleyen Kaymakam Barbaros Baran, köylerde olan problemleri çözmek için ellerinden geleni yapacaklarını söyledi. Vatandaşın sorunlarını kendilerinin soruları gibi gördüklerini ifade eden Doğanşehir Kaymakamı Barbaros Baran,

 "Ben Konyalıyım. Siz Doğanşehirlisiniz. Sizlere hizmet etmek için gönderildim. Sizlere kanunlar çerçevesinde hizmet etmek benim vazifemdir. Sıkıntılarınız olursa direk bana gelin ve anlatın" dedi.


İftar yemeği için köye gelen Kaymakam ve resmi kurum müdürlerine teşekkür eden Köy Muhtarı Mustafa Demircan, sorunların hızlı bir şekilde çözülebilmesi için bu türlü faaliyetlerin her zaman devam etmesi gerektiğini söyledi.
 
Bu haber için yorum yazılmamış
Son Güncelleme ( Çarşamba, 01 Eylül 2010 )
 
EMEK / KABİLİYET
Üye Değerlendirme: / 1
Yazar atilla   
Çarşamba, 01 Eylül 2010

EMEK  

Peki insan bütünü anlayamaz mı? Zor ki ne zor. Ama olgun bir bakış açısına mümkün mertebe yaklaşabiliriz; gelebildiğince, olabildiğince. Birden fazla parçayı aynı anda kavrayabilmek içinse sabır, sükûnet ve emek lazım.


Hayatta görece kolay ve hızlı öğrendiğimiz dersler var, bir de fena halde zorlandıklarımız. Bir bakmışız üçer beşer atlayarak çıkıyoruz önümüzdeki basamakları; bir rahatlık, bir özgüven, değme gitsin, tereyağından kıl çeker gibi... Derken bir de bakmışız, takılmışız mini minnacık bir noktada, olmadık bir safhada, bir arpa boyu bile yol kat edememişiz yıllardır.

Hep aynı dertlere hayıflanıyor, hep aynı hataları yapıyor, hep yanlış insanları seviyoruz üst üste, senebesene.

O da biz, bu da biz. Bu kadar güçlü ve girişken olan da biziz; böylesine zayıf ve kırılgan olan da.


Sabretmeyi öğrenmek ne kadar zor.

Sabrın kıymetini anlamak ise belki bir ömür boyu sürüyor.

Hep acele ediyoruz ya, telaşımız bize vakit kaybettiriyor.

Koşar adım gittiğimiz yere, daha mı geç varıyoruz ne?

 Mutluyken de mutsuzken de aceleciyiz nedense.

 Bir ilişkiye başlarken de, bir aşkı noktalarken de.

 Bilmek de yetmiyor üstelik. İdrak bir yere kadar geliyor ancak.

Ondan sonra puf! Teorimiz sağlam da, pratikte habire sınıfta kalıyoruz.

Lafa gelince çok şey söyleyebiliyoruz, inci inci dizelerimiz ama söylediklerimizi hayata geçirme aşamasında daima ham, hep acemiyiz.

 Teoride kıdemli usta, pratikte henüz çırağız. Takıldığımız esas yer orası. Geçemediğimiz engeller orada.


Meşhur hikâyedir. Mesnevi’de anlatılır. Körlerle dolu bir odaya bir fil getirilir. Körlerden her biri filin bir parçasına dokunur, kavradığı ve tahayyül edebildiği sınırlı parçaya göre bütünü tarif eder. Söylenen her şey hem doğrudur hem yanlış. Hem ilgilidir hem eksik. Herkes sadece bir parçasını anlar resmin, tamamını kavramaktan aciz.
Peki insan bütünü anlayamaz mı? Zor ki ne zor. Ama olgun bir bakış açısına mümkün mertebe yaklaşabiliriz; gelebildiğince, olabildiğince. Birden fazla parçayı aynı anda kavrayabilmek içinse sabır, sükûnet ve emek lazım.


Sadi der ki:


“Kolay elde edilen şeyler uzun sürmez/ Bağdat’ta bir fırından günde yüz kase çıkarken/ Çin’de tek bir seramik kase üretmek kırk yıl alır/ Hangisi daha değerlidir?/ Yumurtasından yeni çıkmış bir civciv kendi gıdasını bulup yerken/ Bir bebek yıllar boyu bakıma muhtaç kalır/ Birincisi bakışlarını asla yerden ayırmazken/ İkincisi içeride yıldızlar ve galaksiler barındırabilir.”


Hayatta her şey için emek lazım.

Bir roman yazarken, bir film çekerken, bir albüm tamamlarken ya da ufacık bir bakkal dükkânı işletirken veya yepyeni lüks bir restoran açarken...

 Boyutları ne olursa olsun yaptığımız her iş, ürettiğimiz her eserde meselenin püf noktası emek, emek, emek.


Nedense kabiliyetin rolü fazla abartılmış.

 Başarılı insanların özel, hatta insanüstü kabiliyetleri olduğuna inanıyoruz.

Oysa kabiliyet hepimizde var, hem de gani gani.

Doğuştan nice yeteneklerle geliyoruz şu âleme.

 Ne var ki yeteneklerimizi ortaya çıkartacak emeği, direnci, dirayeti, kararlılığı ve inancı gösterme aşamasında tökezliyor, çuvallıyoruz.

Bizleri hayat boyu kâh öne çıkaran kâh kenarda ya da geride tutan esas ölçüt

kabiliyetlerimizin derecesi değil, verdiğimiz emeğin derecesi.

 

****************************

KENDİNİZİ YETERSİZMİ GÖRÜYORSUNUZ? YANILIYORSUNUZ 

Çin'de bir adam, her gün boynuna dayadığı kalın sopanın iki ucuna astığı testilerle dereden evine su taşırmış ...
 
Bu testilerden birinin yan kısmında çatlak varmış...

Diğeri ise hiç kusursuz ve çatlaksızmış; ve her seferinde bu kusursuz testi adamın doldurduğu suyun tümünü taşır, ulaştırırmış eve..
 
 Ama her zaman boynunda taşıdığı testilerden çatlak olanı eve yarım; diğeri dolu olarak varırmış
 
 iki sene her gün bu şekilde geçmiş.
 
 Adam her iki testiyi suyla doldururmuş ama evine vardığında sadece 1,5 testi su kalırmış...

Tabi ki kusursuz, çatlaksız testi vazifesini mükemmel yaptığı için çok gururlanıyormuş.

 Fakat zavallı çatlak olan kusurlu testi, çok utanıyormuş.
 
 Doldurulan suyun sadece yarısını eve ulaştırabildiği için de çok üzülüyormuş.
 
 İki yılın sonunda bir gün, görevini yapamadığını düşünen çatlak testi,ırmak kenarında adama şöyle demiş:
 'Kendimden utanıyorum. Şu yanımdaki çatlak nedeniyle, sular eve gidene kadar akıp gidiyor..'

 Adam gülümseyerek dönmüş testiye; 'Göremedin mi? Yolun senin tarafında olan kısmı çiçeklerle dolu.
 
Fakat kusursuz testinin tarafında hiç yok.

Çünkü ben başından beri senin kusurunu, çatlaklığını biliyordum..

 Senin tarafına çiçek tohumları ektim..
 
 Ve hergün o yolda ben su taşırken,sen onları suladın..
 
 2 senedir o güzel çiçekleri toplayıp,masamı süslüyorum.

Image
 
 Sen kusursuz olsaydın, o çatlağın olmasaydı evime böyle güzellik ve zarafet veremeyecektim' diye cevap vermiş.

 Aslında hepimiz birer çatlak testiyiz her birimizin kendine has kusurları vardır.
 
 Fakat sahip olduğumuz bu kusurlar ve çatlaklardır hayatlarımızı ilginç yapan,mükafatlandıran, renklendiren..

 Etrafımızdaki her kişiyi,oldukları gibi kabullenin..

Onlarda ki kusurları değil, içlerindeki güzellikleri görün...

 İnsanları; eğer kusurları ve yanlışları, yani insan kimlikleri ile sevmeyi bilmiyorsak, sevmiyoruz demektir.
 

 

Bu haber için yorum yazılmamış
Son Güncelleme ( Çarşamba, 01 Eylül 2010 )
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 1 - 4 Toplam: 793


© 2010 DOĞANŞEHİRLİLER DERNEĞİ
Web Tasarım: HITAJANS INTERACTIVEWeb Hosting: HIT Hızlı İnternet Teknolojileri